Haydi Gelecek Hafta Hindistan’a Gidelim!

0
159

“Önümüzdeki hafta Hindistan’a gidelim mi?”sorusu ile  başlayan macerada; İstanbul Harbiye’deki konsolosluktan iki gün içinde vize alınıp, THY dan İstanbul-Delhi direkt uçuşa üç kişilik bilet ayırtılıp, yetecek kadar eşya çabucak hazırlanıp, Emin de okuldan yarı yıl tatiline çıkınca, 25 Ocak’ta beş saatlik bir uçuştan sonra kendimizi Delhi hava alanının karmaşasında buluveriyoruz. Plansız seyahat bizim tarzımız ama bu sefer kendimizi de aşmış durumdayız! Kimseyi tanımadığımız gibi ne otelimiz belli, ne bir tur alınmış, ne de herhangi bir rezervasyonumuz var. Sadece nereyi görmek istediğimizi az çok biliyoruz, o kadar.

Yeni Delhi

Uçaktan iner inmez alandaki devlet turizm bürolarından birine gidiyoruz. Yanımıza birini vererek birkaç oteli dolaştırıp gösteriyorlar. Sunset Residence isimli orta karar birini bir gece için yeterli bulup yerleşiyoruz. Oteli gösteren kişi güvenilir birine benziyor ve bizi kendi çalıştığı ajansa götürüyor. Sabir isimli, sevimli, genç, müslüman bir turizmci çıkıyor karşımıza. Bir tur için epeyce pazarlık ediyor, neticede şoförlü bir Tata otomobil kiralıyoruz. Şansımıza son derece zeki ve iyi niyetli bir şoför olan Bal Ram ile Delhi-Jaipur-Fatehpur Sikri-Agra-Gwalior-Datia-Jhansi-Orchha-Khajuraho-Jhansi-Varanasi-Delhi-Corbett Milli Parkı-Haridwar-Rishikesh-Delhigüzergahında 15 gün seyahat ediyoruz. Pazarlığımızda, bu şehirlerde 4 veya 5 yıldızlı, yoksa mevcut en iyi otelde kalmak, şoförün aynı zamanda rehberlik de yapması ve görülecek her yeri göstermesi karşılığında, kişi başı 1700 $ gibi bir ücret ödenmesi konusunda anlaşılmış. Yemek mevcut şartlarda yeniyor, şoför kendisi yiyor. Biz Ram’ı çok sevdiğimiz için bir süre sonra beraber yemeye başlıyoruz, tabii yiyecek bir şey bulursak!

Hintliler genellikle çok zeki insanlar. Bir haftanın sonunda, aramızda Türkçe konuştuğumuz konularda Ram İngilizce yorumlarda bulunarak bizi hayrete sevk ediyor. Bir ay kalsak konuşmaya da başlayacak!

Güzergâhın Jhansi-Varanasi, Varanasi-Delhi bölümünü biz trenle kendi başımıza yapıyoruz. Ram bizi Delhi’den tekrar alıyor çünkü o arada yol çok bozuk. Varanasi’yimutlaka görmek istememizin sebebi de ülkenin her tarafından gelen Hintlilerin Ganjnehrinde yıkanıp hacı olma ve nehir kıyısındaki ölü yakma merasimlerini izlemek. Bunu görebilmek için Ram’ın bütün caydırma çabalarına rağmen farelerin ayakların arasında cirit attığı bir trende 16 saat gidiş-16 saat dönüş yolculuk yapıyoruz. Bir daha gider miyim? Asla! Ama değdi mi? Kesinlikle!

Delhi

Ghandi’nin küllerinin olduğu park çok güzel tanzim edilmiş. Gece gündüz meş’aleler söndürülmüyor. Hintliler çok ilgi gösteriyorlar. Daima ziyaret edenlerle dolup taşıyor. Biz de onlar gibi saygı duruşunda bulunuyoruz ve Ghandi’nin ünlü Yedi Sosyal Suç listesini her zaman bakıp ders almak üzere kaydediyoruz;

  1. İlkesiz siyaset
  2. Emeksiz zenginlik
  3. Bilinçsiz zevk-eğlence
  4. Karaktersiz bilgi
  5. Ahlaksız ticaret
  6. İnsanlıktan uzak bilim
  7. Özverisiz ibadet 

Kaldığımız bir kaç gün içinde, turistik broşürlerde yer alan Kırmızı Kale-Red Fort, Tapınaklar, Başkanlık Sarayı, Kutub Minare, Jama Mescidi, İndia Gate-Hindistan Kapısı, Humayun türbesi gibi ilginç yerleri yoğun bir tempoyla dolaşıyoruz. Ülkenin her yöresinde gözlenen, tarifi olanaksız, hayalleri zorlayan yoksulluğu saymazsak, Delhi İngilizlerden kalan haşmetli binaları, geniş yolları, müthiş meydanları, parkları ile İstanbul’dan çok daha gösterişli, büyük bir dünya şehri. Ayrıca Hindistan olağanüstü zengin, eski ve çeşitliliği olan bir kültüre sahip. Bu konuda onlarla rekabet çok zor. Bir de kıskanılacak tarafları var ki bizim gibi kendini unutmuş, kültürünü, geleneklerini başkalarının sömürüsüne açmış, tamamen yanlış yolda olan uluslar gözünü dört açıp bakmalı; Ülke hiç bir geleneksel sanatını ve zenaatını kaybetmemiş. Eskisi kadar maharetli ustalarını bugün hala yüzlerce, binlerce yetiştiriyor ve el emeği ürünlerini de bütün dünyaya su gibi satıyor. Taj Mahal’deki mermer işçiliğini, mermer içine değerli taş kakma işçiliğini bugün kapının önünde aynı kalitede yapıyor, turistlere satıyorlar. Bu sanat ürünlerinin bütün ülkenin her tarafından toplanarak satıldığı bir devlet mağazası var Delhi’de. Bana da Varanasi’ye giden trende rastladığımız çok efendi bir Hintli baba kız söylüyorlar. Adı Central Cottage Emporium ve keşke oraya yeniden gidebilsem. Hindistan’ın her köşesinde yapılan en kaliteli el işleri, en uygun fiyatlara orada bulunuyor. Öyle bir mağazayı ne daha önce ne de sonra hiç bir yerde görmedim. Beş saatin sonunda zorla kollarımdan çekerek dışarı çıkarabiliyorlar!

Hint baharatlarını sevenler için yemek işi daha kolay. Biz epey zorlanıyoruz. En kötüsü ekmek bulamamak çünkü ekmek (pan) sipariş üzerine pişiriliyor. Gidip lokantadan istiyorsunuz ve peynirli, sarımsaklı, zencefilli, vs. pişirilmesini bekleyip alıyorsunuz. Bu da hiç pratik olmuyor. Baharatsız hiç bir şey bulmak mümkün değil. Thailand kadar olmasa ve sokaklarda böcekler ve domuzlar kızartılmasa da kokular benziyor. Gene de çorba, az baharatlı tavuk gibi yiyecekler bulmak mümkün. Problem küçük yerlerde daha fazla. Ayrıca her yer hatırı sayılır derecede pis olduğu için Ram’ın bizim yiyebileceğimize karar vereceği bir yer bulması, bazen üç kasaba geçmeyi gerektiriyor  ki bu da 100 km. kadar sürebiliyor. Tabii bu arada midemiz yapışıyor! Eritme peynirle galeta yiyerek yattığımız çok oluyor, neyse ki akıl edip tedbirli gelmişiz!

 

Jaipur, pembe binalarıyla, pembe taşlarıyla meşhur, Pembe Şehir. En ünlü ziyaret yeri Hawa Mahal (Hava-Rüzgâr Sarayı) Mimar Lal Chand Ustad tarafından 1799 yılında yapılmış. 5 Katlı, 953 pencereli ve Hindu tanrısı Krishna’nın tacı gibi piramit şeklinde çok çarpıcı bir yapı. İnşa amacı, toplum içine hiç bir zaman çıkamayan kraliyet kadınlarının, çok sayıda pencere ile günlük hayata tanık olabilmelerini sağlamak. Mermer işçiliği, tavus kuyruğu gibi boyanmış kapıları, etkileyici mermer heykelleri ile pembe saray City Palace ve gene beyaz mermerden Hindu tapınağı Birla Mandir görülmeye değer yapılar. Burada Hinduların ibadet ederken yaptıkları hareketlerin namaza ne kadar benzediğini görmek bizi şaşırtıyor.

Jaipur

Mağazalarda çok güzel tekstil ürünleri var. Artık Türkiye’ye kadar da ulaşan şallar, elbiseler, kumaşlar, atkıların ucuzu, pahalısı, bol miktarda bulunuyor. Jaipur’a gelirken Tiger Fort (Kaplan Kalesi) diye çok güzel manzaralı bir kale geziyoruz. İrili ufaklı ilginç kubbelerle süslü çatısı, pastel renklerde çiçek buketleriyle resimlendirilmiş iç duvarları ile gerçekten çok zarif bir mimari yapı. Kaleden inişte suyun ortasında bir adaya inşa edilmiş, durgun göle vuran yansıması ile insanın aklını başından alan Lake Palace-Göl Sarayının görüntüsüne vuruluyoruz. Çok az turistin gittiği kraliyet krematoryumu Gatore Ki Chhatriyan’ı da şehre girmeden Ram sayesinde ziyaret ediyoruz. Beyaz mermerden dantel gibi işlenmiş bu etkileyici kompleks, Jaipur’un hemen dışında bulunuyor.

Amer Fort veya Amber Fort, Jaipur’a 11 km mesafede, fillere binerek çıktığımız yüksek bir tepenin üstüne, 4 km2 alana inşa edilmiş bir kale. Raca Man Singh I tarafından yapılmış ve Hindu ile Rajput özelliklerini birleştiren artistik mimari tarzıyla öne çıkıyor. İşlemeli kubbeler, sütunlu koridorlar, süslemeli kapılarla dolu olan yapının içi ve dışı maymun istilâsı altında.

Jantar MantarMihrace Jai Singh IItarafından o zamanlar başkenti olan Jaipur’a, bir mimari-astronomik araçlar kolleksiyonu olarak yapılmış. Buranın yanı sıra biri de Delhi’de olmak üzere benzeri merkezler toplam beş yerde inşa edilmiş. Jaipur gözlem evi, bunların içinde en kapsamlı ve en iyi korunmuş olanı.

Gece Jaipur’da kalıyoruz. Ertesi gün Ram bizi Agra yolunda kimsenin bilmediği Abenari’ye götürüyor. Burası gördüğümüz en etkileyici yerlerden biri. Bir nevi sarnıç olan derin havuzda su biriktiriliyormuş. Son derece değişik, geometrik basamak sisteminden oluşturulmuş bir mimari uygulanmış. Hiç öyle bir yapı görmemiş olduğumuzdan, her yönden inceliyor, çok sayıda fotoğraf çekiyoruz.

Abenari

Fatehpur Sikri’yi de yol üzeri geziyoruz. Burası çok büyük bir mermer avlu içinde pembe-kırmızı taştan yapılmış bir kompleks. İçinde hem kilise hem mescid olan dünyadaki en büyük kapılı yer.

Fatehpur Sikri

Agra,Taj Mahal’in olduğu şehir. Burada çok sayıda mücevherciler var fakat 125 $ verip aldığımız citrin taşlı altın yüzüğün taşı ikinci gün düşüyor, kimseye bu mağazalardan alış veriş yapmayı tavsiye etmiyorum. Emin, büyük bir deri çanta içinde vurmalı Hint çalgısı tabla alıyor ama çalması zor olduğundan dört senedir dolap işgal ediyor. Onca yolu boş yere taşıyoruz.

Agra-Taj Mahal

Taj Mahal, Hükümdar Cihangir’in oğlu Şah Cihan’ın, sevgili karısı Mümtaz Mahal için yaptığı bir kabir binası. Kendi sarayı da karşı tepede ve yatak odası penceresi öyle ayarlanmış ki sisler arasından tam Taj Mahal’i görüyor. Eskiden böyle aşklar varmış demek! Sonradan kendisi oğlu tarafından hapsedilmiş ve ölünce de karısının yanına gömülmüş. Gelenek burayı sabah erken ziyaret etmek. Biz de öyle yapıyoruz ve güneşin doğuşunu orada izliyoruz. Çok büyük olmasına rağmen olağanüstü zarif bir bina. Sabah pusu çok yakışıyor.

 

Datia’da Cihangir’in yedi katlı sarayı var. Bu o döneme ait en yüksek bina imiş. Gerçekten Hindistan’daki tarihi mimariyi görünce atalarımızla iftihar ediyor insan. Hemen de kendimize pay çıkarırız ya! Gerçi bunlar ata ise otoyol kenarlarında çatılarından çıkan demir filizleriyle, sıvasız biriket çirkinliklerini yapanlar kimin torunu, o da başka mesele. Ayrıca keşke bu atalar yanıp giden ahşap yerine bu taş binaları Anadolu’da da yapmış olsalardı da şimdi iftiharla gezip gezdirseydik. Bu arada  bu ülkede ömür geçirince, ecdadımızın millet olarak değil, kişi olarak belirlendiğine inanmaya başladım. Herkesin hayat görüşü ne ise ecdadı da ona göre değişiyor. Buna devlet adamları olduğu kadar şairler, yazarlar, ressam ve müzisyenler bile dahil! Goethe bütün Alman milletinin ecdadı iken bizim kimimizin ecdadı Nazım Hikmet, kimimizin Necip Fazıl, üstelik diğerinin gözünü oyma pahasına!

Datia-Bir Singh Palace

“Gizli” anlamına gelen Orchha’da Güney Amerika tarzı Amer Mahal diye avlulu çok hoş bir otelde kalıyoruz. Bu otelde yol üstü bir kaç gün değil, uzun süreli tatil geçirilebilir. 15.yy’da Mihrace Rudra Pratap Singh tarafından kurulmuş olan Orchha, farklı havası olan güzel bir şehir. Şehir kalesi-Orchha Fort da aynı mihrace tarafından inşa edilmiş. Sivri kubbeleriyle gotik kiliseleri hatırlatan Chaturbhuj tapınağı ise 9.yy’da Akbar zamanından kalma eski bir taş yapı. Şehir Madhya Pradesh eyaletinde bulunuyor ve Jhansi’ye 15 km. uzaklıkta.  Betwa nehri kıyısında yerleşmiş cenotaph’lar (asillerin yakıldığı krematoryum) yüksek kubbeli mimarileri ile karşı kıyıdan çok ilginç bir görüntü oluşturuyor. Sabah soğuğunda nehirde yıkananlar görüyoruz. Nehirde yıkanmak Hindistan’da genellikle kutsal bir eylem olduğundan, soğuk-sıcak onlar için fark etmiyor. İrili ufaklı, değişik yüksekliklerde kubbeli çatıları ve kafesli pencereleri ile kale mimarisi çok ilginç. Labirent gibi koridorlarında dolaşıyoruz. İneklerin rahatsız edilmeden dolaştığı şehir çarşısından, içinde kök boyalar olan küçük pirinç kaplar, ahşap baskı kalıpları, müzik aletleri ve diğer otantik eşyalar satın alıyoruz. Yaşlılardan oluşan bir grup, parlak renkli cübbeleri ve başlıklarıyla yerde bağdaş kurmuş, çok güzel müzik yapıyor.

Jhansi-Orchha

Madhya Pradesh eyaletinde bulunan Khajuraho’daki Kama Sutra tapınaklarına gidiyoruz. Burası ünlü  erotik kabartmaların bulunduğu tapınakların yer aldığı, Delhi’nin 620 km güney doğusundaki kent. Bu tapınaklar grubu, Unesco Dünya Mirasına dahil edilmiş ve Hindistan’ın yedi harikası içinde bulunuyor. Yerel halk tarafından asırlarca korunmuş, kollanmış ve iyi bakılmış. İngiliz işgali sırasında da dünyaya açılmış. Lakhsmana tapınağı büyük, güzel bir parkın içinde. Dünyanın her yerinden turistlerin bir numaralı ilgi alanı. İnsan bu akrobatik kabartmaları görünce “Hintliler yogayı bunun için mi yapıyor acaba?” diye sorası geliyor)))

Khajuraho

Hindistan’da yer gök maymun dolu. Bizi kimse uyarmadığı için fıstık veriyor, lâf atıyor, yavruları sevip, sürekli göz göze geliyoruz ve sonunda olanlar Jhansi’de oluyor! Parkta tren saatini beklerken bermûtad Emin anne ve yavru maymunları besliyor, ama bu sefer saldırgan bir erkek, bir kaç tane ile yetinmeyip fıstık torbasının tamamını istiyor. Sonuç olarak Hindistan’ın en pis şehrinde, Varanasi trenine iki saat kala, maymun tarafından poposundan ısırılmış oğlumuzla kuduz ve tetanos aşısı peşine düşüyoruz. Allah’tan Devlet Hastanesi hiç ümit vaad etmese de, İngiltere’de okumuş düzgün bir doktora rastlıyoruz. Ayrıca ithal aşılar taze ve doktor da sabırla, gülerek, çocuğumun ne kuduz ne AIDS olmayacağını, çünkü Hindistan’daki maymunlarda bu tehlikenin olmadığını açıklıyor. Biz de maymunla göz göze gelinmeyeceğini yürek çarpıntıları ile öğrenmiş oluyoruz.

Varanasi

Mistisizm Varanasi’de şehrin havasına iyiden iyiye sinmiş durumda. Ganj nehri çok güzel, geniş ve sakin akıyor. Hava çok soğuk. Şehrin güvenilmez ve tekinsiz olduğu her halinden belli. Uyuşturucu kullanmaktan gözlerinin akı kıpkırmızı olmuş bir takım sefil adamlar, boş bakışlar, aptal gülümsemelerle, ağır çekim film gibi ortalıkta dolaşıyorlar. Biriyle istemeden göz göze geldiğinizde sanki o sefillik size de bulaşacak gibi ürküntü ve tiksintiyle tüyleriniz diken diken oluyor. Tarih öğrencisi bir tuk tukçu ile anlaşıyoruz. Bizi himayesine alıyor, “mama, papa” diye hitap ederek, civarın uğursuzlarını bağıra, çağıra yanımızdan uzaklaştırarak, dar sokaklardan nehir kenarına indiriyor, bizim için kayıkçıyla pazarlık ediyor. Sonra öğreniyoruz ki bu karanlık girintilerde çok turist öldürülmüş. Üç-beş kuruş ve pasaport almak için esrarkeşler öldürüp atıyormuş.

Nehir kenarı boydan boya keşişlerin yaşadığı ve her gece dini seremoni yapılan tapınaklar, manastırlar ve nehre inen, Ghatdenen basamaklardan oluşuyor. Buralarda yıkanıp hacı oluyorlar. Binaların aralarındaki toprak kısımlarda ölülerini yakıyorlar. Kapalı krematoryumlar da var. Geceleri tören alanlarında ışıklar yanıyor, ilahiler söyleniyor ama biz tapınaklara girmiyor, emniyet açısından kalabalıktan uzak duruyoruz.  Pazarlığını yaptığımız sandalla gece açılıp, soğukta titreyerek ayinleri nehirden izliyoruz

Yas içindeki aileler ağlarken ölülerin odunların üstüne yerleştirilip ateşe verilmesi, o sırada tapınaklarda çocuk korolarının yerel enstrümanlar eşliğinde monoton mantralar okuması çok dokunaklı ve ağır bir atmosfer oluşturuyor. Onlar için üzülüyoruz, bu ortamı paylaşıyor olmaktan içimiz kasılıyor. Bu kadar hüzün verici bir yerde daha önce hiç bulunmamıştık.

Varanasi’den Delhi’ye döndükten sonra bu sefer kuzey’e, Corbett Milli Parkı’na Bengal kaplanını görmeye gidiyoruz. Burası doğal bir güzelliğe sahip ve Hindistan’da alışık olunmadık temizlikte bir yer. Maalesef kaplanın sadece taze ayak izini görebiliyoruz ama şahane bir tabiat içinde iki gün geçirme fırsatı oluyor ve onca pislikten sonra çok iyi geliyor. Ayrıca burada rehberliğimizi yapan ve sonra yıllarca telefonlaştığımız Nepal’li Hari’yi tanımak da bizim için bir kazanç.

Corbett Milli Parkı

Uttarakhand eyaletinde bulunan Haridwar,Ganj kenarında bir hac merkezi ve Hindular için çok önemli bir şehir. Ganj nehri, Gaumukh‘ta Gangotri buzulundan doğup 253 km aktıktan sonra İndüs ve Ganj nehirlerinin oluşturduğu İndo-Gangetic denen verimli Kuzey Hindistan ova bölgesine ilk defa Haridwar‘da giriyor. Burası Hindular için en kutsal yedi yerden biri. UjjainNasik ve Allahabad ile birlikte, cennet kuşu Garuda tarafından taşınırken yanlışlıkla döküldüğüne inanılan ölümsüzlük iksiri Amrit‘in düştüğü dört merkezden biri de Haridwar. Milyonlarca Hindu’nun ve dünya çapında pek çok turistin toplandığı hac ritüeli Kumbha Mela, her üç yılda bir bu dört şehirden birinde yapılıyor ve her on iki yılda bir de Haridwar’da gerçekleşiyor. Şehirde Amrit’in döküldüğüne inanılan Ghat olan Har ki Pauri’de(Tanrının ayak izleri) milyonlarca hacı yıkanıp günahlarından arınmaya ve ruhun kurtuluşu anlamına gelen Moksha‘ya ulaşmaya çalışıyorlar.

Haridwar‘da ziyaret ettiğimiz Mansa Devitapınağı, Himalayaların en güney sırası olan Siwalik dağlarının Bilwa Parvattepesinin üstünde bulunuyor. Yürüyerek veya teleferikle çıkılabiliyor. Çile çeken hacılar yürümeyi tercih ediyorlar ama biz teleferikle çıkıyoruz. Tanrıça Mansa Deviadına yapılmış tapınağın içinde bulunan bir ağacın dallarına, inananlar dileklerinin olması için iplikler bağlıyorlar. Dileği olan kişi geri gelip ipliği çözüyor. Ayrıca tanrıçanın rızasını kazanmak için tütsüler, meyveler, değişik hediyeler de sunuyorlar. Biz de gezdiğimiz yerlerde daima yerel adetleri uyguladığımızdan dilek diliyor ve ip bağlıyoruz. Sonradan dileğimiz gerçekleşiyor ama geri dönüp ipi çözmek en azından şimdilik mümkün değil. Mansa‘danözür dilemekten başka çare yok!

Haridwar

Hindistan’da benim favorim Rishikeshşehri. Haridwar gibi Uttarakhand eyaletinde ve ondan 20 km kuzeyde bulunan bu kent, kuzey Hindistan’da Himalayaların hemen ayak ucunda bulunduğundan “Himalayaların giriş kapısı” olarak da anılıyor. Ganjın kaynağına yakın olan şehirde yerleşim nehrin her iki yakası boyunca gelişmiş durumda. Güzel manzaralı köprülerle iki yaka birbirine bağlanıyor. Nehir etrafında ve ormanda bulunan AshramHinduizm manastırlarıyla, sokaklarında dolaşan Hintli ve Avrupalı, turuncu ve beyaz cübbeli keşişleriyle dünyadan uzak, başka bir âlem! Burada Maharishi Mahesh Yogi‘nin ashramında Beatles ve Donovan gibi pek çok ünlü sanatçı yoga ve meditasyon amaçlı kalmışlar. Beatles’ın buradaki ikametleri esnasında, sonradan bir kısmını White Album’ de topladıkları 48 şarkı yazdıkları söyleniyor. Şehir dünyanın yoga merkezi. Her çeşit yoga tekniği öğreten ve uygulama yaptıran pek çok kurum var.

Rishikesh

Burayla işim daha bitmedi. Hele gün batımında nehir kenarındaki ayini unutamıyorum. Müzik hala kulaklarımda. Ayin sonrası cd sini aldığımız mantrayı hâlâ ara sıra dinliyoruz. Aynı tekdüze melodi ve aynı anlamsız kelimelerin sürekli tekrarı ile insan bir nevi trans haline geçiyor!

John Lennon’un “The Happy Rishikesh Song”da dediği gibi; 

Everything you need is here,

And everything that’s not here is not there 

 

Tabiat güzelliği; 7/10 (gördüğümüz bölümde)

İnsanların genel karakteri ve turiste muamelesi; 9/10

Sanat, kültür, mimari; 10/10

Güvenlik; Dikkatli olup bazı yerlerden uzak durulursa 8/10

Kişisel ilginçlik katsayısı;10/10

Bir daha gider miyim? Kesinlikle giderim ama bu sefer Rajastan  Bombay, Goa ve Kerala için ve daha da görülecek ne çok yer var!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here